Connect with us

GÜNDEM

Bahçeli: Siyasi yozlaşma CHP’yi esir almış

MHP Lideri Devlet Bahçeli partisinin TBMM Grup Toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. “MHP Lideri Devlet Bahçeli: Siyasi yozlaşma CHP’yi esir almış, çarpık ilişki ağı derinleşmiştir” dedi.

Published

on

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin TBMM Grup Toplantısında Türkiye’nin iç ve dış gündemine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu..

İşte MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin konuşmasından satırbaşları:

Bir yanda tarifsiz zenginlik ve doyumsuzluğun yarattığı sapkınlık, diğer yanda açlıktan ölen çocuklar ve sefaletin gölgesinde var olma mücadelesi veren masumlar bulunmaktadır. Her ne kadar 21. yüzyılın demokrasinin yaygınlaşması, hukukun üstünlüğünün hakim kılınması, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması ve insanlığın ortak refahı ile mutluluğu açısından fırsatlar sunması beklense de, ikinci çeyreğine girdiğimiz bu yüzyıl uluslararası terörizm, göç, etnik çatışmalar, iç karışıklıklar, savaşlar, uluslararası hukuka aykırı çifte standartlar, açlık ve yoksulluk, zengin ülkeler ile fakir ülkeler arasında büyüyen uçurum ve çevresel felaketler gibi sorunlarla ilerlemektedir.

Emperyalist güçler, insani duyarlılıkları ve uluslararası kuralları yok sayarak ya da ortadan kaldırarak kendi imtiyaz ağlarını genişletme çabası içindedir. Teknolojik ve ekonomik hakimiyetin sağladığı üstünlükle hedef alınan ülkelerde etnik ve dini unsurlar, istikrarsızlaştırmanın en önemli araçları ya da iş birliği aktörleri olarak kullanılmaktadır. Maalesef bu gelişmeler Müslüman coğrafyaların adeta kaderi haline gelmiştir. Bölgemizde yaratılan nobranlığın, barbarlığın ve emperyalist heves ile emellerin önemli sebeplerinden biri de bundan 100 yıl önce kurgulanan, haritaların emperyalist masalarda çizildiği ve mazlum halkların sömürgeci canilere meze yapılmak istendiği Sykes-Picot düzeninin revize edilerek yeniden bölgemizde ve dünyada hakim kılınması arzusudur. Aktörler ve araçlar değişse de taraflar ve emeller hiç değişmemektedir. Bir tarafta bugünün sömürgecileri ve emperyalistler, diğer tarafta mazlumlar ve mahzunlar bulunmaktadır. Yeniden kurgulanan Sykes-Picot düzeninde ideolojik saplantıların ve teolojik sapkınlıkların iktidar olduğu İsrail’in İslam topraklarını işgal ve sömürme planı vardır.

“İSRAİL DÜNYANIN HUZUR VE İSTİKRARI İÇİN CİDDİ BİR TEHLİKE VE TEHDİTTİR”

Etnik, dini ve mezhepsel olarak binbir parçaya bölünmüş, istikrarsız, güvensiz, marjinalize edilmiş ve terörize edilmiş gruplarla çatışma ve kaosun egemen olduğu bir bölge hedeflenmektedir. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde “Öyle insanlar vardır ki adeta hayrın anahtarları, şerrin kilitleri gibidir” buyurmuşlardır. Öyleleri de vardır ki şerrin anahtarları, hayrın kilitleri gibidir. Bugün yaşadığımız siyonist barbarlık, ABD ve İsrail ortak yapımı hukuksuzluğun, zulmün ve kötülüğün adeta şerrin anahtarıdır. İsrail, Gazze başta olmak üzere İran ve Lübnan üzerinde izlediği saldırgan politikalarla bölgeyi adeta cehenneme çevirmiş ve huzur umudunun sönmesine neden olmuştur. Açıkça görülmektedir ki İsrail hem bölgenin hem de dünyanın huzur ve istikrarı için ciddi bir tehlike ve tehdittir. ABD’nin Orta Doğu politikasının İsrail tarafından esir alındığı algısı Batı ve Amerikan halkında büyük tepkiye ve öfkeye neden olmaktadır. İsrail’in katliam politikaları Yahudilerin dünya genelinde nasıl algılanacağına dair oldukça kötü ve köklü bir değişimin zeminini hazırlamıştır.

“ORTA DOĞU’DA BİR REJİM DEĞİŞECEKSE BU İSRAİL OLMALIDIR”

Daha önce de ifade edildiği gibi dünya Yahudilerinin İsrail’in bu halinin sürdürülemez olduğunu ve Yahudiliğe zarar verdiğini görmesi ve bunu insanlığa ilan etmesi gerekmektedir. Bize göre İsrail antisemitizmi üreten yeni bir araç haline gelmiştir ve bu sapkınlıktan arındırılması dünya Yahudiliği için de oldukça önemli ve kaçınılmazdır. Artık İsrail’in Netanyahu’ya mahkum ve mecbur olmadığının, Netanyahu’nun politika ve yaklaşımlarının Yahudiliği temsil etmediğinin yüksek sesle haykırılması zamanı gelmiştir. Orta Doğu’da bir rejim değişecekse bu İsrail olmalıdır.

“TRUMP SAVAŞI SAHTE BİR ZAFER İLANIYLA BİTİRMENİN ARAYIŞI İÇİNDEDİR”

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump’ın kendi ülkesi dahil birçok ülkedeki savaş karşıtı protestoları dikkate alarak Netanyahu’yu ve İsrail’i sınırlandırması zorunluluk halini almıştır. Savaşları bitireceğim diyerek iktidara gelen Trump, bu savaşla kapanmayacak bir yara ve tamiri zor bir yıkım meydana getirmiştir. Trump, 340 milyonluk Amerika Birleşik Devletleri’ni 10 milyonluk İsrail’in kan emici Başbakanı Netanyahu’nun kuyruğuna takmış ve tüm bölgeyi felakete sürüklemiştir. Şimdi de savaşı sahte bir zafer ilanıyla bitirmenin arayışı içindedir. Böyle bir Amerika’nın büyük Amerika olamayacağı açıktır. Böyle bir Amerika’nın dünya barışı, düzeni, istikrarı ve refahı vadetmediği ortadadır. Ortaya çıkan bu çarpık düzenin sahiplerinin yaşattıklarını bir gün mutlaka kendilerinin de yaşayacakları beklenen bir durumdur.

Tüm bu cüretkar ve hesapsız saldırılar sürerken Türkiye olarak ayağımızı sağlam Anadolu’ya bastığımızı, gözümüzün ve kulağımızın ise Tebriz’de, Urumiye’de, Hemedan’da, Kerkük’te, Musul’da ve Erbil’de olduğunu dost da düşman da bilmelidir. Bizim için sadece bir komşu değil, din ve dil kardeşlerimizin ülkesidir. Tuğrul Bey’in Selçuklusu, Uzun Hasan’ın Akkoyunlusu, Nadir Şah’ın Afşarlısı, Şah İsmail’in Safevisi, İran bizim için Halaç’tır, Türkmen’dir, Kaşkay’dır. Türk’üyle, Fars’ıyla, Kürt’üyle ve Arap’ıyla kardeştir. Zaman, geçmişte yapılan yanlışlıkları, komşuluk ve kardeşlik hukukuna uymayan davranışları ve kendi içindeki hak mahrumiyetlerini bir kenara bırakıp bu ahlaksız saldırı karşısında haktan ve hukuktan yana olmak ve Siyonist zalimliğe karşı İran halkının yanında durma zamanıdır.

“TÜRK MİLLETİ HER ZAMAN ZALİME KARŞI MAZLUMUN YANINDA OLMUŞTUR”

Çocukları öldüren, Gazze’yi on binlerce bombayla ve füzeyle yok eden, Kudüs’te mukaddeslere el süren, Lübnan’ı tarumar eden ve İslam ülkelerini birbirine düşüren bu şer ve fesat ittifakının karşısında durmak için insan olmak yeterlidir. Kaldı ki Türk milleti her zaman zalime karşı mazlumun yanında olmuştur. Savaşın uzamaması ve bir an önce ateşkesin sağlanması şüphesiz ki dünyanın geleceği için acil bir ihtiyaçtır. Ancak üzülerek ifade etmek gerekir ki savaşın yaygınlaşması petrol, doğal gaz ve bunların türev ürünleriyle gıda fiyatlarında artışa, Körfez’deki Arap coğrafyasından göçe, Lübnan’da geri döndürülemez bir yıkıma ve mahvolmaya, Kızıldeniz’de çatışmaya ve Babülmendep Boğazı’nın kapanmasına, Irak’ın yeni bir belirsizlik ve çatışma sürecine girmesine, İsrail’in tüm dünyadaki Yahudilerin hayatını riske atmasına ve Yahudi karşıtlığının yükselmesine ve radikalizmin köklerinin güçlenmesine sebep olacaktır. Bunun için diyorum ki dünya haksız ve hukuksuz saldırganlığın bedelinin ödenmediği bir yer olarak kalmamalıdır. Bebek, çocuk, kadın ve yaşlı demeden yapılan katliamların cezasız kaldığı bir dünya olmamalıdır. Dünya, rafinerilerin, gaz yataklarının, petrol üretim sahalarının ve elektrik santrallerinin vurulup çevre felaketlerine yol açanların serbestçe dolaşabildiği bir yere dönüşmemelidir. İnsan hak ve hürriyetlerine, emeğe, alın terine, gözyaşına, adalet ve eşitlik arayışına sırt çevirenlerin insafına asla terk edilmemelidir.

“DÜNYA, TÜRKİYE’NİN SAMİMİYETLE YÜRÜTTÜĞÜ DİPLOMATİK ÇABALARA SES VERMELİ”

O sebeple dünya, Türkiye’nin samimiyetle yürüttüğü diplomatik çabalara ses vermeli ve savaşa karşı ortak bir tavır geliştirme basiretini göstermelidir. Dünyanın mazlum ülkeleri ve yardım eli bekleyen insanlık umut aramaktadır. Bu nedenle Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı olarak milletimizin huzur ve refahını, sağlam ve egemenlik haklarımızı koruma sorumluluğumuzla birlikte İslam toplumlarına, Türk dünyasına ve bütün insanlığa adalet, ahlak ve akıl üçgeninde şekillenecek, ihmal edemeyeceğimiz sorumluluklarımız vardır.

“GEREKİRSE YEDİ DÜVELİ YİNE DENİZE DÖKERİZ VE DİZE GETİRİRİZ”

Lider ülke ve süper güç olma hedefine ulaşmış bir Türkiye, adalet esaslı medeniyet inşasıyla mazlum milletler ve küresel düzen için umut olacaktır. Hasımlığıyla hedefinde Türkiye olanlara diyorum ki, yüzyıl önce emperyalist masalarda çizilen haritaları ecdadımız nasıl yırtıp attıysa yine yırtarız, gerekirse yedi düveli yine denize dökeriz ve dize getiririz. Zira Namık Kemal’in dizeleriyle ecdadımızın heybeti maruftur, fıtrat değişir sanma o kan yine o kandır.

“ULUSLARARASI SİSTEM AĞIR YARALI HALDEDİR VE ADETA CAN ÇEKİŞMEKTEDİR”

Değerli milletvekillerim, uluslararası gelişmelere bakıldığında küresel vicdanı rahatlatacak, insanlığın huzuru için umudumuzu kuvvetlendirecek ve geleceğe ümitle bakmamıza vesile olacak gelişmelerin yaşandığını ifade etmek pek mümkün görülmemektedir. Vahşi ve eli kanlı emperyalizm, kuralsızlık, hukuksuzluk ve ahlaksızlık örneklerinin yenilerini sergilemekten vazgeçmemektedir. Uluslararası sistem ağır yaralı haldedir ve adeta can çekişmektedir. Küresel dengelerin değiştiği, bölgesel fay hatlarının harekete geçtiği, siyasi ve ekonomik kırılmaların derinleştiği ağır bir buhran döneminden geçilmektedir. Kıvılcımı çıkan dünyada savaşlar, krizler ve hatta soykırımlar bile ne yazık ki kanıksanır hale gelmiştir. İnsanlık unutulmuş, Batı değerler sistemi hepten çökmüştür. Savaşların yayılması, uluslararası hukukun örselenmesi, enerji krizlerinin derinleşmesi, masum sivillerin hedef haline gelmesi insanlık vicdanının ağır bir imtihandan geçmesine neden olmaktadır. Korkarım ki dünya çok kutuplu bir gerilim sarmalına doğru hızla sürüklenmektedir. Beşikteki bebeklerin, okullardaki çocukların, hastanelerdeki yaşlıların acımasızca katledildiği bir dünyada yaşamak, insanlık değerlerini yaşatmayı varlık sebebi sayan bizim gibi asil milletler için tarifsiz bir hüzün vesilesidir. Bebek ve çocukların sesi kısılırken silah sesinin yükselmesi insanlık için utanç vericidir. Bu gidişat hayra alamet değildir ve buna dur demek ‘insanım’ diyen herkes için bir mecburiyet ve mesuliyettir.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail her canı istediğinde İran’a ya da tahakküm altına girmeyi reddeden herhangi bir başka ülkeye saldırma hakkına sahip değildir ve olmamalıdır. Nükleer tesislerin hedef alınması, enerji hatlarının işlevsiz bırakılması ve stratejik geçiş noktalarının kapanması gibi ihtimallerin gerçekleşmesi dünya ekonomisinden uluslararası güvenliğe kadar birçok alanda telafisi çok zor, belki de imkansız sonuçlar doğuracaktır. Hürmüz Boğazı başta olmak üzere kritik deniz yollarının tehlikeye girmesi enerji arzında ciddi kırılmalara neden olurken bu durum şimdiden yalnızca Türkiye gibi bölge ülkelerini değil küresel sistemi derinden sarsmaya başlamıştır. Nitekim Yemen’deki İran destekçisi Husilerin savaşa dahil olduklarını duyurmasıyla Hürmüz’den sonra Babülmendep Boğazı’nda da askeri hareketliliğin artması enerji güvenliği risklerini ve tedarik zinciri sorunlarını derinleştirebilecek niteliktedir. Daha da vahimi karşılıklı tehditlerin dozajının artması, diplomatik kanalların zayıflaması ve Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kuruluşların sessizliği ve etkisizliği kontrolsüz bir tırmanışın yaşanabileceğine işaret etmektedir. Nükleer silah kullanımına yönelik imalar bile insanlığı nasıl bir uçurumun kenarına sürüklendiğini açıkça göstermektedir. Bu çerçevede uluslararası toplumu sağduyuya, itidale ve sorumluluk bilinciyle hareket etmeye davet ediyoruz. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in oluşturduğu siyonist emperyalist cinayet şebekesinin aklını başına alması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.