Editörden
Türkiye’nin Ermenice yayın yapan ilk özel televizyonu: Luys
Cengiz GÜVEN
Bu yazı bir methiye değildir…
Yaklaşık iki yıldır fırsat buldukça Luys tv’yi takip ediyorum. Mega kanalların içine düştüğü kısır döngüden kaçış noktasında kumandada favorilerim arasına girmeyi başaran bir kanal.
Kendi halinde, mütevazı, ağırbaşlı, hedef kitleye kilitlenmiş bir ekran.
Dev prodüksiyonlu kanallardaki avamlığa inat, havas… Argo yok, küfür yok… Şatafatlı stüdyolar yerine kısıtlı olanaklarla ekrana taşınan, haber, belgesel, sanat, sohbet, bilimsel yayın, eğitim, çocuk ve dini programlar, kentli Ermeni cemaati ve diasporayı hedef kitle olarak belirlemiş.
Luys, kısa sürede Ermeni cemaatini sarıp sarmalayan bir azınlık televizyonu. “Biz” demeyi öğrenmiş ve öğretme gayreti içinde.
Mesela, Ermeni Cemati’nin bugüne kadar seçilmiş ve bugün hale Meclis’te bulunan Ermeni asıllı milletvekili ile sınırsız diyalog içinde olduklarını ve Ermeni Cemati’nin milletvekillerinden son derece memnun olduklarını Luys Tv’de yayınlanan akademik bir araştırma sonucundan öğrendim.
Güncel sohbet programlarına bile kutsal kitaptan alıntılar yapılarak başlanıyor. Kiliselerdeki ayinler canlı yayınlanıyor.
Ana ve ara haber bültenlerini Ermenice yayınlıyor. Her haberin KJ’si (alt yazı) Ermenice ve Türkçe veriliyor. Kanal, yüzde 70 oranında Ermenice yayın yapıyor. Türkçe yayınlanan programlarda sunucu selamlama faslında Ermenice ve Türkçe’yi harmanlayarak yayına başlıyor.
İnternet üzerinden ve uydudan yayın yapan kanalın küçük de olsa reklam pastasından payına düşeni aldığı izlenimi edindim.
Peki Luys Tv, neden bu yazının konusu oldu?
Truman Show filminin finalinde esas oğlanın gerçekliğe ya da özgürlüğe kaçışını hatırladınız mı?
Sizi bilmem ama işte ben tam o noktadayım.
Kopya diziler, kopya haberler, kopya yarışmalar ve kopya reklamlarla istila edilmiş durumdayız. Sıkıldık!
Mini bir anket yapınca anladım. Televizyon kanallarından sıkılan yalnız ben değilim. Farklı arayışlara giren izleyici, dijital platformlara yöneliyor. Gel gör ki oralarda da deniz tükenmiş gibi görünüyor. O da ayrı bir yazının konusu olsun…
Sıkılan sadece izleyici değil, sektör de sıkıldı.
Ünlü bir sinema ve televizyon dizi yönetmeni 2000’li yılların başında asistanlarına “İstanbul’da senaryo tükendi Ankara’ya bakmak lazım” demişti.
O ünlü Yönetmen Ankara’ya bakınca ne buldu bilmem ama Türk televizyonları işte o tarihlerden itibaren Kore dizilerini keşfetti.
Şimdilerde ise “Gerçek bir hayat hikayesinden esinlenilmiştir” akımı moda. Ama o da kesmiyor. Genelleme yapmak istemem ama kimi diziler, sanki reklam araları için yazılmış hissi veriyor.
Konuyu dağıtmadan toparlıyayım. Çook eskiden RTÜK denilen kurum kurulduğunda televizyon kanalları için belli kurallar vardı. Neydi o kurallar?
İşte şu kadar saat eğitim, şu kadar saat eğlence, şu kadar saat belgesel, şu kadar saat bilimsel yayın şu kadar saat sağlık gibi içerik yayınlama kaideleri vardı. Ne zamanki RTÜK, televizyon kanallarının reklam gelirlerinden pay almaya başladı o kaideler yerle yeksan oldu.
Özetle Türkiye’nin mega televizyon kanalları birbirinin kopyası haline gelince arayış ve kaçış, kaçınılmaz oldu.
İşte o kaçış noktasında karşıma Luys Tv çıktı. Her ne kadar bir azınlık cemaatini hedef kitle olarak belirlese de, dini ve dili farklı olsa da yüzde 30’luk Türkçe yayını ile bile içerik anlamında hayli zengin geldi bana.
Operadan, tiyatroya, sinemadan edebiyata, sanatın bütün dallarını ekrana taşıması, bilimsel ama anlaşılır sohbet ve röportajları, ünlü mankenler yerine konuya hakim sunucularla yapması başka bir ayrıcalık.
Tavsiyem ara sıra bakın. Beğenmezseniz kumanda sizde…