Connect with us

Editörden

Kılıçdaroğlu o grup toplantısını basmalıydı!

Published

on

Fazilet Partisi‘nin kapatılma süreci, Türbanlı İstanbul Milletvekili Merve Kavakçı’nın 2 Mayıs 1999’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki yemin törenine Nazlı Ilıcak‘la muhalefet kulisinden girmesiyle başladı.

Vural Savaş, yemin töreninden 9 gün sonra kapatma davasını açtı.

Fazilet Partisi, kapatma davasına karşı mücadele verirken kendi içinde de “Yenilikçiler”le “Gelenekçiler” arasında henüz alevlenmemiş bir kapışma vardı.

İşte o günlerde televizyon kanalları, özellikle haber kanalları “Milli görüşçü” bir figürü ekrana çıkarmak için yarışıyordu.

CNNTürk Ankara Bürosu, o zaman Kavaklıdere’deki Dünya Ticaret Merkezi’ndeydi. endeniz de Ankara Haber Müdürü…

Fazilet Partisi içindeki “Yenilikçi” grubun lideri Abdullah Gül’ü canlı yayına çıkarmayı başardık.

O günlerde medyada zıt görüşlere “söz hakkı” tanımak, vazgeçilmez bir gelenekti ve biz de “Yenilikçi” ismin karşısına “Gelenekçi” bir ismi çıkarmak istedik.

Ama “Gelenekçi” grup, medya kuruluşlarına hayli mesafeliydi.

Abdullah Gül ile aynı yayına merhum Oğuzhan Asiltürk‘ü de davet ettik ama kabul etmedi.

Abdullah Gül, gün ortasında Ankara Haber Merkezi’ndeydi ve açık stüdyodan İstanbul stüdyolarına bağlanmıştı.

Canlı yayının başlamasından 10-15 dakika sonra tam bir şok yaşadık.

Hışımla haber merkezine dalan Oğuzhan Asiltürk, kamera karşısındaki Abdullah Gül’ün sol omuz başında dikilerek sağ eliyle omzunu sarstı ve, “Sen ne yapıyorsun Abdullah?” diye bağırdı.

Abdullah Gül de şoktaydı.

Haber merkezi birden bire karışmıştı. Asiltürk ile Abdullah Gül’ü Ankara Temsilcisi Mete Belovacıklı‘nın odasına aldık.

Abdullah Gül, 28 Şubat öncesi bakanlık yapmış, tecrübeli bir siyasetçi idi ama Milli Görüş‘te yol ayırımındaki bir gruba önderlik yapabilecvek kadar palazlanmamıştı. Ürkekti. Ne de olsa Erbakan o günlerde hayattaydı!

Abdullah Gül, baskın yemişti…

Asiltürk, parti içi muhalefetin liderine fiilen müdahale etmişti.

Gül, ürkek, Asiltürk ise inançlı bir otoriteydi.

***

Dün (2 Haziran 2026 Salı) Özgür Özel’in konuştuğu CHP’nin tarihi grup toplantısına Kılıçdaroğlu baskın düzenleseydi ne olurdu diye düşündüm.

Fantazi mi?

Fantazi!

Öyle ya, “Hesap soracağım hesap” diye bağıran. “Kavgayı başlatıyorum” diye heyheylenen; “Kahraman Kılıçdaroğlu” afişleri ile genel merkez binasına giren tam yetkili Genel Başkan’dan bu beklenirdi.

Tam yetkili diyorum, zira iki buçuk yıl sonra makam koltuğuna tekrar oturduğunda alemin gözüne sokarcasına masanın köşesine iliştirilen CHP Tüzüğü böyle diyor.

Tam yetkiyi bir kenara bırakın genel başkanlığına, liderliğine inanan kim olsa bunu yapardı. Yapması gerekirdi. Mücadele bunu gerektirir. Unutmayın kavgada iltimasa yer yoktur.

Ama Kılıçdaroğlu, Özgür Özel’in grup toplantısını önlemek ya da boşa çıkarmak amacıyla fiilen müdahale yerine yazılı şikayeti tercih etti. Onu da eksik etti.

Meclis Başkanı da ustaca bir hareketle “Meclis kendini mahkeme yerine koymaz” diyerek topu taca attı. Meclis Başkanı Kılıçdaroğlu’na mealen, “Ben senin için kolluk kuvveti hizmeti vermem” diyordu.

Peki, Kılıçdaroğlu Özel’in grup toplantısının önlenmesi amacıyla Meclis Başkanlığı’na gönderdiği yazıda, “O toplantının yapılmasına izin verirseniz genel başkan sıfatıyla konuşma hakkımı kullanırım” deseydi; bunu da medya aracılığı ile kamuoyuna duyururken, “Ben Kemal geliyorum” deseydi ne olurdu?

Kılıçdaroğlu bunu yapsaydı, inanın Meclis Başkanı partililerin, milletvekillerinin Meclis’e girmesine izin vermez, Özgür Özel de o tarihi konuşmayı yapamazdı..!

Siyasette hamilerinizin kar küreyicisi gibi her daim yolunuzu açmasını beklemeniz safdilliktir!

Önceki gün Cumhuriyet Başsavcısı’nın, 38. Kurultay delegelerinin tamamının ve yakın akrabalarının hesap hareketlerinin inceleneceğini açıklaması çok önemli!

Kararla birlikte oyunun yeni başladığını söyleyebiliriz.

Bu oyunda aklına değil vezire güvenen şah, mat olacaktır!