Editörden
Alt Yazılı Reklam
Türkiye’de güvenilir televizyon reklamcılığı yapılıyor mu?
Zahid Akman’ın başkanlığı döneminde RTÜK, birer yıl arayla 3 anket yapmış:
“Televizyon İzleme Eğilimleri Araştırması.”
Anketlerde katılımcılara, “RTÜK’e güveniyor musunuz?” sorusu bile sorulmuş, bir tek “Reklamlara güveniyor musunuz?” denmemiş!
“Güven” kavramının altını kalın çizgilerle çiziyorum. Çünkü, Ticaret Bakanlığı başta olmak üzere devletin resmi kurumları konuya ilişkin açıklamalarında “Tüketicinin aldatılması” ifadesini çokça kullanıyor.
Kilit sözcük “Aldatmak” ise “güvensizlikten” bahsetmek abes sayılmaz.
Devlet, tüketiciyi aldatan bazı organizasyonları teşhis etmiş ki, yönetmeliklerde, yasalarda değişiklik üstüne değişiklik yapmış. Yapmaya da devam ediyor.
Bu konuda tüketiciyi yönlendirecek bir kanaat önderi yok. Vatandaş da kendi doğrusunu bulmuş.!
Bakın nasıl?
RTÜK, birer yıl arayla 3 kez televizyon izleyicisine, “Ekranda reklamlar çıkınca ne yapıyorsunuz?” sorusunu yöneltmiş.
Katılımcıların Yüzde 60.3’ü “Hemen kanal değiştiririm”;
Yüzde 25.2’si, “Reklamların bir kısmını seyreder sonra kanal değiştiririm”;
Yüzde 10’u ise. “Reklamların tamamını izlerim” demiş.
Soru vatandaşa sorulmuş, nemalanan yine reklam verici ya da reklamcı olmuş!
Reklamdan kaçan izleyici kıskaca alınmış. Periyodik ve eş zamanlı reklam stratejisi geliştirilmiş.
İstisnalar olsa da tüm ulusal kanallar, saniyesi saniyesine aynı anda reklama girip, aynı anda reklamdan çıkıyor.
Eş zamanlı reklam yayınına ilişkin gizli ya da açık bir mutabakat olduğuna dair somut kanıt yok.
Yani ne kadar zaplarsan zapla reklamdan kaçış yok!
Hele bir de dizilerin son saniyesine konan reklam kuşağı var. TRT1 de dahil hemen hemen tüm ulusal kanallar, bölümün son sahnesinde 16 dakikalık reklam giriyor. Reklam bitiminde dizinin son sahnesi, 3 bilemediniz 5 saniye geri sarılıp tekrar yayınlanıyor ve tekrar 16 dakikalık bir reklam yayını daha başlıyor.
Matematiksel olarak 1, 2, bilemediniz 3 saniyelik görsel arasına 32 dakikalık reklam alınıyor.
Reklam bombardımanına maruz kalınca izleyici, çareyi kaçmakta buluyor.
Nereye?
Dijitale.
Ama onların da geçim kaynağı reklam…
Anlayacağınız hayali hayatlar, sizi reklam mahkumu yapıyor.
Başa dönelim.
Türkiye’de güvenilir televizyon reklamcılığı yapılıyor mu?
Güvenilir reklamcılık yapanları tenzih ederim.
Ama Devlet, bu konuda güven zaafiyeti teşhis etmiş olmalı ki, sektöre ayar veriyor.
1 Ağustos reklam dünyası için yeni bir milat! Bu yeni düzenlemeler ayrı bir yazı konusu…
Dikkat ettiniz mi?
Televizyonlardaki tüm gıda maddelerinin reklamında okumakta zorluk çektiğiniz bir alt yazı geçer.
Gazlı içecek reklamlarında ekranın alt kısmında siyah renkte minik harflerle, “Süt ve süt ürünleri tüketiniz” yazısı akar.
Tuzlu atıştırmalık reklamlarında, “Her gün 4-5 porsiyon meyve ve sebze tüketin” der.
Reklamı yapılan ürünle, alt yazılardaki ürünler arasında organik bir bağ kurmak zor!
Muhtelif gıda reklamlarında da, “Düzenli fiziksel aktivite yapınız” altyazısı geçer.
Peki biz, gazlı içecek, muhtelif gıda ürünleri ya da atıştırmalıklardaki alt yazıları nasıl okumalıyız?
Reklamlarda ekranın altında hızla akıp giden bu yazılar, sigara paketlerindeki “Sigara öldürür” yazısını akla getiriyor.
2006 yılından sonra sigara paketlerindeki okumakta zorlandığımız bu yazılar, yasal zorunluluk olarak bugün yerini ölümcül uyarıların yapıldığı büyük görsellere bıraktı.
Soru şu:
Sigara paketleri üzerindeki “sağlığa zararlı” uyarılar anlaşılır. Peki, televizyon reklamlarında okumakta zorlandığımız, hızla akıp giden yazıları nasıl izah edeceğiz?
Gazlı bir içeceğin reklamı yayınlanırken, “Süt ve süt ürünleri tüketiniz” alt yazısının akıp gitmesi mantığa aykırı gelmiyor mu?
Gazlı içecek reklamını veren üreticinin süt ya da süt ürünleri ile uzaktan yakından ilgisi yok.
Tuzlu atıştırmalık reklamı veren üretici firmanın da yaş meyve ve sebze üretimi ile ilgisi yok. Ama her reklamı yayınlandığında “Her gün 4-5 porsiyon meyve sebze tüketin” alt yazısı geçiyor.
Kimi reklamlarda, “Düzenli fiziksel aktivite yapınız” alt yazısı geçiyor.
Dikkatli gözler için kim neyin reklamını yapıyor anlaşılmıyor.
Kimi reklamların alt yazısında ise, “İzlemekte olduğunuz görseller yapay zeka ile hazırlanmıştır” ifadesi yer alıyor.
Ünlü bir deterjan firmasının reklam yüzü olan ünlü kadın oyuncunun kıyafeti sakil durunca, sanal alemde yapay zeka ile giydirilmesini anlarım. Ama “Reklamda gördüğünüz ürün görselleri yapay zeka ile hazırlanmıştır” alt yazısını anlamakta zorlanırım!
Efendim, bizim anlamakta zorlandığımız reklamlardaki bu alt yazılar, Devlet’in düzenlediği mevzuat gereği zorunlu imiş!
Mevzuat diyor ki, “Türkiye’de televizyonlarda yayınlanan, yağ, şeker veya tuz oranı yüksek olduğu için aşırı tüketimi tavsiye edilmeyen yiyecek ve içeceklerin (gazlı içecekler bu gruba girebilir) reklamlarında, reklam, çocuk programları dışında yayınlanıyorsa ekranın alt kısmında düzenli ve dengeli beslenmeyi teşvik eden yazılı uyarı bulunması zorunludur.”
Hukukta, “Yasal boşluklardan yararlanmak” tanımı var. Galiba reklam dünyası için de mevzuatta boşluklar var!
Demem o ki, televizyon reklamlarındaki alt yazı çelişkisini anlatmak sayfalara sığmaz.
O yüzden izninizle ben kısa yoldan bitireyim.
TRT’nin siyah beyaz yayın döneminde ana kumandada teknik bir arıza çıkınca ekrana “necefli sürahi” fotoğrafı konurdu.
Bu durumu hicveden merhum Levent Kırca da “Olacak O kadar” programının jenerik müziğinde İlhan Şeşen’in şarkısı ile “Tam yerine rast geldi manzara koyduk” derdi.
“Anayasayı bir kere çiğnemekten bir şey çıkmaz” diyen Cumhurbaşkanı’nın yönettiği Türkiye’de “Uysa da kodum uymasa da kodum” diyen reklamcıyı eleştirmek bizim haddimiz değil.
Vesselam…